Konuşma Serisi: Beğeninin Semantik & Psikolojik Yönü

Üç Oturumlu bu söyleşinin diğer iki oturum notları KALEM sayfamızda...
 
Ne kadar ve nasıl kontrolündeyiz?
Beğeninin teknik, anlamsal (semantik), psikolojik, ekonomik ve politik yönleri üzerine konuşma serisi
 
Deniz Defne Acerol ve Tolgay Keskin olarak, sanat ve tasarım ile ilgili fikirler üzerine konuşmayı ve nedensellikler ile düşünce zincirleri oluşturmayı çok seviyoruz.
Halka Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği de “beğeni” olgusu üzerine hazırladığımız bu söyleşi dizisini halka sanat/ galeri’de ağırlamayı kabul etti.
Üç ay boyunca üç oturumdan oluşan söyleşide “beğeni” olgusunun teknik, semantik, psikolojik, ekonomik ve politik yönleri üzerine katılımcılar ile konuştuk.
 
Eğitim ve formasyonumuz, ekipmanımız, genetik yapımız, fiziksel kapasitemiz ve tüm bunların niteliği/niceliği beğenimizi nasıl etkileyebilir? Teknolojik gelişmeler ve paradigma değişimleri ile beğenilerimiz de evrim geçirir mi? Takdir ve beğeni arasındaki ilişki nedir?
Evrensel arketipler, sembol ve anlam arayışımız, kişilik özelliklerimiz ve ruh halimiz beğenimizi nasıl etkileyebilir? Deneyimlerimiz, anılarımız ve dünyaya bakış açımızdaki değişimler ile beğenilerimiz de evrim geçirir mi? Sevgi ve beğeni arasındaki ilişki nedir?
Ülkelerin bir çağdaki dinamikleri, toplumsal seçimler ve zamanın ruhu, sosyallik ve uyum, maddi yeterlilik ve doyum beğenimizi nasıl etkileyebilir? Farklı zümrelere ve durumlara zorunlu/gönüllü uyum sağlayınca beğenilerimiz de evrim geçirir mi? Değer ve beğeni arasındaki ilişki nedir?
Yaratıcının ve izleyicinin beğenilerine yönelik bakış açılarını, nedensellikler ile çok boyutlu araştırdık. Sanat tarihinden ve günümüzden örnekler ile inceledik. Beğeninin göreceliliğini birlikte sorguladık.
 
Tüm konuşmaların düzenlenmiş metnini beğeninize sunuyoruz. Keyifli okumalar.
 
söyleşi mekânı:
halka sanat/ galeri
 
Caferağa Mh. Bademaltı Sk. No:24 Moda Kadıköy söyleşi tarihleri:
beğeninin teknik yönü: 22.04.2018
 
beğeninin semantik ve psikolojik yönü: 20.05.2018 beğeninin ekonomik ve politik yönü: 23.06.2018
halka sanat/ galeri ekibi:
İpek Çankaya, Bahar Güneş ve Yavuztan İnam
 
yazıya geçirme, düzenleme ve tasarım:
Tolgay Keskin
 
Filtre Platform
Filtre Platform; sanat, zanaat ve tasarım ile ilgili konularda araştırmayı, fikir geliştirmeyi ve yaratmayı sağlayan davetkâr ve sosyal bir etkinlik platformudur. Çeşitli ortaklıklar ile kentin çeşitli mekânlarında atölyeler, konuşmalar ve geziler düzenler. Hazine avcısı gibi keşfetmeye önem veren Filtre Platform, süreçlerin, etkinliklerin ve ürünlerin özgün, alternatif ve yaratıcı olmasına odaklanır.
Filtre; malzemeleri, algıyı ve bakış açılarını dönüştürmeye yarayan bir araçtır. Filtre Platform da aynı şekilde dönüştürücü ve ilham doludur. Sanat/Tasarım profesyonelleri ve öğrencileri ile sanat, zanaat ve tasarıma meraklı olan herkesi keşfetmeye, yaratmaya, dönüşmeye ve dönüştürmeye davet eder.
 
Halka Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği
Her türlü sanat faaliyetinin, bağımsız sanat girişimlerinin ve gençlerin sanat alanlarında etkinliklerinin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapmak, bunların paylaşımı, desteklenmesi, çağdaş sanat ve kültürün yaygınlaşması, gündelik yaşam ile buluşturulması ve çeşitli sosyal ve ekonomik kesimden insanların sanata erişimlerinin arttırılması amacıyla 2014 yılında İstanbul'da kurulmuştur.
halka sanat projesi'nin vizyonu doğrultusunda, Halka Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği, kültürü geniş anlamıyla ele alır. O yüzden, sanat faaliyetleriyle sınırlı kalmamak üzere yaşanabilir sosyal çevre, permakültür, ekoloji ve sürdürülebilirlik alanlarında araştırma, eğitim ve yaygınlaştırıcı diğer faaliyetler yolu ile bu alanların uygulaması, bilinirliğinin attırılmasına ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak derneğin kuruluş amaçları arasındadır. Dernek merkezi İstanbul, Moda'da bulunan halka sanat/ galeri'dir; şubesi yoktur.
Halka Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği çalışma alanı içinde olan konularda araştırma yapar, eğitim, seminer, konferans ve benzeri etkinlikler düzenler; yayın yapar, bağış ve yardım kabul eder; ayni ve nakdi destek fonlarına başvurur, yurt içi ve yurt dışında ortak projeler gerçekleştirir.
 
Deniz Defne Acerol
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim Bölümü’nden 2013 senesinde dereceyle mezun olan Defne Deniz, Sakıp Sabancı Sanat Ödülü’nü kazanmış ve aynı yıl ilk kişisel sergisini Harmony Galeri'de açmıştır. Pek çok karma sergide yer alan Deniz Defne, 2016 senesinde Mamut Art Project’e seçilmiş ve 2018 yılında Galeri Selvin'de ikinci kişisel sergisini açmıştır. Figüratif bir resim anlayışı olan sanatçı, eserlerinde antropomorfik karakterlerin yer aldığı hayalî mekânlar kurgular.
 
Tolgay Keskin
Mimar ve müzisyen. Özel Üsküdar Amerikan Lisesi’nden 2005 senesinde ve Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 2010 senesinde onur dereceleriyle mezun olan Tolgay, İTÜ Mimari Tasarımda Bilişim Yüksek Lisans Programı ve Bahçeşehir Üniversitesi Caz Okulu’nda eğitim almıştır. 34728 Mimarlık-Tasarım’ın kurucu ortağıdır. İstanbul’da tasarım odaklı söyleşi (Yaratan Disiplinler) ve gezi etkinlikleri (Uzun Yol) düzenler. 2018 yılında sanat, zanaat ve tasarım alanlarında alternatif ve özgün etkinlik platformu olan Filtre Platform’u kurmuştur.
 
BEĞENİNİN SEMANTİK & PSİKOLOJİK YÖNÜ
 
Tolgay:
Beğeninin teknik yönü üzerine konuştuğumuz ilk söyleşide şöyle bir sonuca varmıştık: teknik yeterlilik aslında beğeni için bir altlık oluşturur. İzleyici ile iş arasında belli bir teknik frekans yakalanıp iletişim sağlandığında beğenme aşamasına geçilebilir. 
İlk konuşmadaki bazı fikir zincirleri bugünkü oturumun konularına taşmaya başlamıştı. Bugün de bazı fikir zincirleri gelecek oturumun konularına – beğeninin ekonomik ve politik boyutuna – taşmaya başlayacak. O konuları da gelecek oturumda konuşmak üzere keseceğiz. 
Bugün beğeninin semantik ve psikolojik yönleri üzerine konuşacağız. Yani evrensel arketipler, semboller, anlam arayışımız, kişilik özelliklerimiz ve ruh hâlimiz beğenimizi nasıl etkileyebilir? 
Deniz:
Resimde veya resmi besleyen hikâyelerde arketiplere dayalı imgeler oluyor. Bunlar da medeni toplumlarda oynayabileceğiniz rol spektrumunu sembolize eden karakterler. Bu karakterlerin hikâyelerinin nasıl anlatıldığı (yani işin estetik kısmı) önemli. Bir arketipi sembolize etmesi, illa o resmi beğeneceğimiz anlamına da gelmiyor. Çünkü anlatımın estetiği ile karakterimizin uyumlu olması lazım. Örneğin bir resim daha pastel tonlarda mı ele alınmış yoksa daha sert tonlarda mı? Resimde farklı teknikler var: çizgisel, renk, ton resmi, vb. İyi olsa bile bir ton resmini, size hitap etmediği için beğenmeyebiliyorsunuz. Bu, karakterinizin ne istediğiyle daha çok ilgili. Duygusal hâliniz bile bunu etkileyebiliyor. 
Beğeni aynı zamanda bilinç öncesi bir davranış. Kimse bir şeyi şu nedenden dolayı beğendiğini söyleyemiyor. Karakterle ilgili.
Tolgay:
Kişilik özelliklerimize ve o anki motivasyonumuza hitap edenleri daha çok beğeniyoruz.
Örneğin boksla ilgilenen asabi bir kişiliğin her daim beğenebileceği sabit bir skala var mı? Kişiliğinden dolayı sadece aksiyon ve savaş filmlerini mi beğenir? Sanat filmlerine katlanabilir mi? Veya barışçıl bir insan savaş filmlerini beğenebilir mi?
Deniz:
Bir şeyi ilk izlenimde beğenmeme nedenimin muhtemelen benden kaynaklanan bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Hatta öyle durumlarda beğenimi o yönde geliştirmeye çalışıyorum. Bir filmin estetiğinin çok iyi olduğu savunuluyorsa bu durumu anlamaya çalışıyorum. Hatta bir noktadan sonra belli bir konuyu o tür estetik ve altyapı ile işleyen filmleri aramaya başlıyor insan. Bu daha açık olmaya çalışmakla ilgili. 
Tolgay:
Mimarlık eğitimi almadan önce beğendiğim ve beğenmediğim işler oluyordu. Mimarlık eğitimi ile yapıların tarihini, kültürel değerlerini, çeşitli dönemlerini ve teknik kısımlarını öğrendikçe mesleki olarak bir beğeni mevhumumun kalmadığını fark ettim. Değerlendirme kriterim kişisel seçimden daha çok nesnel özelliklerdi. Örneğin kemer ve kubbe tipleri arasında beğeni yönünde bir ayrım lüksüm yoktu çünkü ben mimar olarak müşterinin ve kültürün getirilerine hitap etmekle yükümlüydüm. Kubbe örneğinde benim değerlendirdiğim nokta, kubbenin kültürel yönde dekorasyonu dışında, mekânsal ve yapısal etkileriydi. Hindistan’daki bir kubbeyi ne kadar beğeniyorsam Moskova veya Cezayir’deki bir kubbeyi de o kadar beğenebilirdim. 
Hayat ilerledikçe bu bakışım şuna dönüştü: ben ne yapmayı seçiyorum? Her tür kubbeyi hâlâ eşit derecede beğeniyorum, ancak ben neyi yapmayı seçiyorum? 
Deniz:
Kendi estetik duruşunu oluşturmuş oldun. Daha ziyade senin karakterinde insanların aradığı estetik hizmeti sunan bir mimar hâline gelmiş oldun. 
Beğeniyi bilinç öncesi davranış olarak tanımlamayı seviyorum. Üniversitede sanat tarihindeki imgelere hâlâ bütünüyle hâkim değilken – ki daha okumam gerekiyor – bir resim yapmıştım. Resmin sağ tarafına insan yiyen tanrılardan oluşmuş dejenere bir hava hâkim. Resmin sol tarafından da bir timsah, sağ taraftaki dejenere kitleye müdahale etmek üzere, kuyruğunu sekiz rakamı şeklinde yuvarlayarak resme giriyor. Bu şeklin sonsuz kaosun sembolü olduğunu sonradan öğrenmiştim. Çocukluğunda gördüğün imgelerle çok ilgili. Küçükken izlediğim filmlerdeki sembolleri bilinçsizce resimlerime koyabiliyorum. Belki bir resmim, izlediğim bir filmden bir sahne neredeyse. 
Bütün medenileşmiş insan topluluklarında kullanılan ve hepimizin hoşuna giden belli başlı semboller var. Mesela yerin altı, ejderha, yunus, balina, mağara, vb. Hem karakterimiz hem de evrimsel psikoloji ile ilgili derin, arkaik ve reddedemeyeceğimiz semboller var. Bu sembolleri hikâyelerde doğru şekillerde kullandığın zaman herkesin beğenisini kazanabileceğin işler de üretebilirsin. Resimde daha çok insana hitap edebilme konusuyla ilgileniyorum ve araştırmalar yapıyorum. Resimlerimde duygusal bağ kurduğum konuları ve kişisel hikâyelerimi çiziyorum. Ama onları daha evrensel hâle getirme ve daha zamansız eserler üretebilme konusunda da çaba sarf ediyorum. 
Tolgay:
Anlam hegemonyası var. Bir şey illa bir anlam ifade edecek ve bizde bir çağrışım yaratacak. Evet, biz sosyal bir tür olarak hikâye ararız ve hikâyelerle anlamlandırırız. Bir hikâyenin ve anlamın olmadığına inanmıyorum. Beynin otomatik olarak anlamlandırmaya çalıştığına inanıyorum. Beyin, bir üçgen şeklini otomatik olarak hafızasındaki bir imgeye benzetmeye çalışıyor. Minimalizm savlarındaki gibi üçgenin sadece üçgen olarak görülebileceğini, beynin bu yönde zapt edilebileceğini veya yıkanabileceğini düşünmüyorum. Bu ancak çok tekrar ile beliren kakofoni durumunda olabilir. Ama diyelim ki anlamı olmayan bir şey çıktı karşımıza; anlamı olmayan şeyi beğenebilir miyiz? İlk oturumda, kimyasal haz veya disko ışıkları gibi etmenlerin beğeninin alanına girmediğini savunmuştuk. 
Deniz:
Bazı beğenilerimizin kimyasal kaynaklarının olduğu da savunuluyor. Beynimizin arkaik hareketlerle karar verdiği yönelimler var. Mesela karşındaki insanın kokusundan bile bir yargıya varabilirsin. Anlamsız olsa da beğeni konusunda yargıya varabilmemizin nedeni bununla ilgili olabilir. 
Mesela eskinin hikâyelerini düşünelim. Bu hikâyelerin çok derin anlamları var. Ama şu anda okuduğumuzda neredeyse bir şey ifade etmiyor; hatta anlamsız bile geliyor. Bunun nedeni o hikâyelerin yazılma ve okunma tekniklerini bilmememiz olabilir. Bilinçaltımızda anlamı olan şeylere sempati besliyoruz.  
Örneğin kendi çevrende kabul edilmek ve garip kalmamak için sosyal medyada birkaç davranışı taklit etmen gerekiyor. Bir süre sonra bu normal geliyor ve hatta o tür davranışı sevmeye başlıyorsun. Yani sosyal çevrende kabul gören ve bir statü sembolü hâline gelmiş bir şeyi de anlamsız olsa dahi beğenebiliyorsun. 
Tolgay:
Bazen de bir sembolün arkasındaki düşünceyi beğendiğin için o sembolü beğeniyorsun. Belki sembolün şeklini beğenmiyorsun bile.  
Örneğin Daredevil dizisindeki Kingpin karakteri, sadece beyaza boyanmış, devasa ve çok yüksek fiyatlı bir tabloyu satın alır. Çocukluğunda babası Kingpin’e oda hapsi verirmiş. Ondan beyaz duvara bakıp yaptığı yanlışları anlamasını istermiş. Nihayetinde o beyaz duvar Kingpin’in kendisini tanımasına yönelik bir imge olmuş. Bu psikolojik yansıtma yüzünden de büyüdüğünde bir beyaz tabloya çok fazla para verebiliyor.  
Deniz:
Bu politik yön ile de ilgili olabilir. Birçok galerideki eserler estetik yanından ziyade bir mesaj verme derdinde oluyor. Öyle bir eser arıyorsanız ne âlâ ama estetik yanı atladığı için o eserler propaganda hâline gelebiliyor. 
Tolgay:
Beğendiğin şeyin bir anısı da olabilir. Antalya’da harika bir manzara eşliğinde araba kullanırken radyoda bir şarkı çalıyordu. Normalde çok da beğenmeyeceğim bir şarkıydı ama İstanbul’dayken bana o keyifli anı hatırlattığı için o şarkıyı beğenmeye başlamıştım. Sanki ideoloji ile sembolün bağlanması gibi… “Bizim şarkımız” da öyle bir şey. En romantik anında alakasız ve adi bir parça çalıyor olsa da o şarkı “bizim şarkımız” olarak kalabiliyor. O anı temsil ettiği için beğeniyorsun. Bunlar biraz da şartlanma ve maruz kalma ile ilgili. Bir imge, bir düşünce veya hatıraya maruz kaldığı için beğeni ölçütüne giriyor. 
Hayatın boyunca karakterin de değiştiği için belli yaşlarda bazı şeyleri beğenmez hâle gelebiliyorsun. Çok monoton ve gürültülü müzik yapan bir yere gençken hevesle giderken, belli bir yaşta artık bunu seçmiyorsun. Bu, yaştan ziyade motivasyonlarla da alakalı. 
Bazı şeyleri mutluyken, diğer şeyleri de üzgünken daha çok beğenebiliyoruz. Mesela ben güneşli havada sahilde yürürken mutlu, enerjik ve majörlerin ağırlıklı olduğu Latin ezgileri dinlemeyi seviyorum. Yağmurlu havada yürürken ise ekolu, puslu ve minörlerin ağırlıklı olduğu akustik ezgileri tercih ediyorum. O anki duygu hâlime uyanı dinliyorum. 
Deniz:
Renk psikolojisi de aynı. Müzikteki minör ve majör akorlar gibi renkler de esaslı kalıplar. Onlara ne kadar hâkimsen duyguları da o kadar iyi manipüle edebiliyorsun. Mesela resimde mavi ve mor tonlarını çoğunlukta kullanarak coşkulu bir iş yapmak zor. O tonlar daha depresif bir hâl yaratıyor. 
Tolgay:
Geçen oturumda, yakalanan teknik frekansın sağlıklı iletişim sağlamasıyla beğeniye ön ayak olduğunu belirtmiştik. Bu sefer de şöyle diyebiliriz: psikoloji ve karaktere yönelik yakalanan bir frekans da beğeneceğin türü tercih etmeni sağlıyor. Yani artık iletişimin ötesinde beğeniye yönelik seçimlere girmeye başlıyoruz.
Yine anlam ve sembol ilişkisine dönelim. Diyelim ki bir esere uzaktan baktın, seni çekti ve işi çok beğendin. Ama arkasındaki anlamı öğrenince senin duruşunla çatıştığını fark ettin. Bu durum neyi ifade eder?
Deniz:
Beğendiğiniz eser aslında ait olduğunuz toplumu da sembolize ediyor. Belki de o eser gerçekten kim olduğunu anlatıyor ama yaşadığın toplumun genel geçer kuralları ve belli bir siyasi görüşü sana öyle olmadığını düşündürtmeye çalışmış. 
Tolgay:
Yani o eseri görünce sende bir kapı açılıyor ve eser sana kendini anlatıyor belki. Anlamı öğrendiğinde kendinle çatıştığını düşündüğün şey belki de özündeki senle çatışmıyor. Belki de o, gerçekte senmişsin. 
Somut ve uç bir örnek verelim. Örneğin seni çok çeken bir tablo gördün ve sonradan soykırımı savunduğunu öğrendin. O zaman da bu eseri beğenmenin bir suç veya pişmanlık teşkil edip etmeyeceğini sorguluyorsun. Ne kadar ilk intibada çok beğenmiş olsan da anlamını beğenmediğin için eseri de beğenmemeyi seçiyorsun. 
Deniz:
Manipülasyon için kullanılan estetik anlatım da bu konuda bir taktik. O eserde seni aslında etkileyen, anlatmak istediği siyasi görüşü dile getirirken kullandığı estetik dil.
Tolgay:
Yani bir ideolojiyi satmak için toplumu estetik yöntemler ile manipüle etmek… Gelecek oturumun içeriğine girdiği için şimdilik bu konuyu atlıyoruz. 
Su:
80’ler ve 90’larda izlerken sevdiğin filmlere artık neredeyse katlanamıyoruz. Anlattıkları fikirlerden o kadar uzaklaşmışız ki... “Bunu mu beğenmiştik?” diyoruz. Mesela propagandasını yaptığı ideolojiden çok uzaklaştığımız için artık bize hitap etmiyor. 
Deniz:
Sadece o günü anlatan bir şeymiş. 
Tolgay:
İlk oturumda takdirle beğeni arasındaki ilişkiye değinmiştik. Bu oturumda da sevgi ile beğeni arasındaki ilişkiden bahsedelim. Bir şeyi sevmeden de beğenebilir miyiz? Beğenmeden sevebilir miyiz? Şekil olarak beğenmediğimiz ancak anlam olarak beğendiğimiz bir sembolün dövmesini yaptırmamızın nedeni belki de sevgi. 
Deniz:
İnsanları neden seversin? Dış görünüşü bir yana, insanın ahlakını ve yaşam şeklini seversiniz aslında. Sanatta da aynen böyle olduğunu düşünüyorum. Ahlaklı yapılmış işleri beğendiğimi fark ettim. Sabırla, emekle ve fedakârlıkla yapılmış işleri beğeniyorum. Eğer bunlar yoksa demek ki kişi, teknikten veya kullandığı malzemeden kısmış. 
Bence sevgi ile beğeni paralel şeyler. Bir resmin estetik anlatımına hayran kalıp resmi beğenebilirsin. Bir insanın ahlakını beğendiğin için onu sevmeye başlayabilirsin. İnsanın karakteri ile resmin estetiği paralel. 
Emrah:
Beğeni ile sevgiyi ayrı tutuyorum. Sevgi, işin içine duyguların girmesiyle oluyor. Beğeni ise daha mekanik ve faydacı kalabiliyor. Bu ayrım, sempatizanlık ve partizanlık gibi. Sempatizanın desteği normal şekillerdeyken partizanın refleksleri daha duygusal. Normal taraftar ve holigan da buna örnek olabilir. Sevginin daha düşük tazyikli hâli de beğeni. Sevgi durumunda duygular ve benimseme devreye giriyor. Bir şeyi beğenip bırakabiliriz; bize ait olmasına veya hayatımız ile bir bütünlük içermesine gerek yok. Bizim olan ise artık beğeni kavramı içinde değerlendirilmez. Evimizdeki bir tabloyu veya eşyayı beğendiğimizi söylemeyiz. Dışarıda veya başkasında olanı beğenebilirsiniz. Sahip olduğunu seversin. Sevgide beraberlik, bütünleşme ve benimseme duyguları var. Beğendiğin bir şeyi kaybetme korkusu yoktur ama sevdiğini kaybetme korkusunu hissedebilirsin. 
Alican:
Dylan Thomas’ın “And Death Shall Have No Dominion” isimli şiirini çok severim. Normalde hiç beğenmeyeceğim bir teknik kullanılarak yazılmış; çok kafiyeli. Ben serbest teknikten daha çok hoşlanıyorum. Ne kadar teknik olarak beğenebileceğim bir eser değilse de anlam olarak bana çok hitap ediyor. Bu yüzden o şiiri çok seviyorum. Belki sevgi ile beğeni arasındaki fark budur. Beğeni bir taraftan teknik ile daha çok ilgiliyken sevgide duygulanım ve anlam boyutu devreye giriyor.  
Sevgi, onu besleyen şeyler ile bir bağlam veya toplum içerisinde var oluyor. Shakespeare’in “Tempest” isimli oyununda Caliban isimli kıllı ve canavarımsı bir karakter var. İnsanlar geldiği zaman Caliban ikinci plana atılıyor. Ama nesnel olarak baktığımızda Caliban o bağlam içerisinde aşırı güzel bir varlık. Oyunun bir film uyarlamasında Caliban karakterini zenci bir balet olarak tasvir etmişler. Yani ne kadar farklı olsa da bir şeyin aslında o bağlam içerisinde ne kadar sevilebilir, estetik ve güzel olabileceğini gösteriyor. Bu yüzden bağlam bizi sevmek ve beğenmek yönünde sınırlandırıyor olabilir. 
Bora:
Beğeni ve sevgi benim içimdeki biricik ve kişisel bir şey. Başka insanlar ile ortak bir beğeni yakalamak nöronlarla ilişkili olabilir. Yaratılışımızdaki farklılık ve benzerlikler bilimsel olarak kanıtlandığında bunu söyleyebilirim. Onun dışında sevgi de beğeni de bana özgü. 
Duygu:
Beğendiğim şeylerin hakikaten beni ifade ettiğini düşünüyorum. Beğendiklerim, kendimin bir yansıması olmalı. O yüzden politik bir nesnenin seni ifade eden bir şey olması gerektiğini düşünüyoruz. Bir kıyafeti taşırken de duygusal ilişki kurarken de kendimizin bir temsilini arıyoruz. 
Çok ünlü bir ressamın bir eserini beğenmeme şansımız yok mu? Beğenmediğimi topluma ne kadar söyleyebilirim? O zaman beğenimi sorgulamış olacağım. 
Öte yandan beğeni, öznel değerlendirmelerimiz ve başkalarıyla iletişimimizdeki tepkilerimize göre de belirlenebilir. O zaman düşüncelerimin ne kadarı benim gerçeğim?
Deniz:
Beğeni kavramı için öncelikle teknik yapılar olması gerekiyor. Bu yapılar ya herkes tarafından anlaşılabilecek ölçüde evrensel olacak ya da daha kişisel ve insani noktalara değebilecek. Bu noktada tercih devreye giriyor. 
O zaman şöyle bir çeşitleme olabilir: kişisel olarak yaşantından yansımalar bulduğun bir eserin yanında evrensel ve toplumsal konuları işlemiş klasik bir yapıtı da beğenebilirsin. 
Tolgay:
Anlam ve psikoloji özelinde beğenilerimizin ne kadar ve nasıl kontrolündeyiz? Anılar ve psikolojimiz beğeniyi muğlaklaştırıyor mu? Anılardan ve psikolojik durumlardan bir işi arındırıp işin kalanına baktığımızda onu beğenebilir miyiz? Yoksa değerlendirmem hep anılar ve psikolojik durum dâhilinde mi oluyor?
Duygu:
Zamana, mekâna ve kişiye göre değişir. O yüzden bir esere olan bugünkü ve yarınki beğenim farklılaşabilecek. Beğeninin o kadar da öznel olduğunu düşünmüyorum. Kültürel yapı ve ait olduğumuz sınıfsal ilişkilere göre etkilendiğimizi, benzerlikler oluştuğunu ve öznel değerlendirmelerimizin çoğu noktada kalmadığını düşünüyorum. O da gelecek oturumun konusu. 
Alican:
Eser içerisindeki her detayı bütünleyebilmem ve anlamlandırabilmem daha önemli. Eseri yaratanın niyetini bir başlık altındaki ipuçlarıyla çözmeye çalışabilirim ama anlamsal arka plan, kavramlara hâkimiyet veya duygusal durumumdan ziyade, kendi anlamlandırabildiğim ölçüde bir eseri değerlendirip beğenebilirim veya beğenmeyebilirim. Benim için bir nesne, gerçek bir nesneye o zaman dönüşebilir çünkü diğer türlü ona bir değer atfetmem çok zor. Bir hikâyeyi kendi zihnimde oluşturabildiğim ölçüde beğenebilirim. Anlam çok akışkan bir şey. Onu üreten kişi de anlamı yönlendiremez. Bir başlıkla sınırlandırabilir ve bir bağlam içerisine oturtabilir ama hiçbir şekilde o akışkanlığı yönetemez. Ürettiği şey, herhangi bir insana çok farklı şekilde konuşacaktır. 
Burcu:
Bir şeyi anlamlandırabilmek için düşünce biçimimiz çok etkili. Önemli bir tiyatro oyununu izlerken alt metnini bilmediğimiz için beğenmeyebiliyoruz. Kendimizi neyle beslediğimiz de çok önemli. Bazen bizi iyi hissettiren şeyleri, bazen de bizi düşündüren şeyleri beğenebiliyoruz. Kendimizi nasıl yönlendirdiğimiz ile ilgili. Bazı şeyleri öylesine de yapabiliyoruz. Müzik dinlerken bazen sadece dans ediyoruz, bazen de şarkıyı didikleyip çeşitli öğeler yakalayabiliyoruz. İki durumda da beğendiğini ifade edebilirsin. 
Tolgay:
Caz eğitimi aldıktan sonra parçalara ince ayar bakmaya başladım. Bir parçayı artık o detayda inceleyip beğenebiliyorum. O detaydaki anlamı arıyorum. Alican ise çok farklı yönlerden o parçayı anlamlandırmaya çalışıyor. Ben kendi gerçekliğimde, teknik yazımı ile bir parçayı anlamlandırabilirim. Alican da kendi gerçekliğinde, sözlerinin yarattığı çağrışımlar ile parçayı anlamlandırabilir. İkimiz de bir eseri, kendi gerçekliğimizdeki anlamlandırmamız yönünde beğenebiliriz. 
Ancak şu kesin ki eser bir şekilde ikimizle de iletişim kurabilmiş ve beğeni konusunda eseri değerlendirebilmişiz. Bu da teknik, semantik ve psikolojik frekansların birbirine çok katmanlı olarak üst üste eklenmesi demektir. 
Bugün de birçok soru ve konu gelecek oturumun konusuna, beğeninin ekonomik ve politik yönüne, göz kırptı. Bireysel tercihlerimizin dışında çağın, zamanın, kontrol mekanizmalarının ve bulunduğumuz zümrenin baskılarının beğenilerimiz üzerindeki etkilerini de gelecek oturumda konuşacağız. Böylece beş katman üst üste binecek.